📰 Platform Haberi
İSTANBUL / BÜYÜKADA – Türk müzik tarihinin en önemli gizli kahramanlarından, on yıllar boyunca sayısız yıldızı parlatan efsanevi müzik adamı Nino Varon, Büyükada'daki evinin kapılarını bizlere açtı
Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Cem Karaca ve yakın dönemde Duman gibi isimlerin kariyerlerinde kilit rol oynayan, 1960'lardan itibaren Odeon Plak günleriyle müzik endüstrisinin kurallarını yazan Varon; bugünlerde Büyükada'nın dinginliğinde, tuvalleri ve gitarlarıyla baş başa bir hayat sürüyor. Gerçekleşen bu ziyaret ise, analog dönemin zirvesini yaşayan bir dehanın, dijital çağ ve yapay zeka ile olan hesaplaşmasına sahne oldu.
"Yapay Zekadan Sonra Müziği Bıraktım"
Ziyaretin en çarpıcı anlarından biri, "altın kulak" olarak bilinen Varon'un müziğin bugünkü evrimine dair yaptığı itiraftı. Müzik üretim süreçlerindeki teknolojik dönüşüme ve yapay zekanın sektöre girişine değinen usta isim, "Yapay zekadan sonra enstrümanlara küstüm, müziği bıraktım" diyerek sektörün geldiği noktaya dair burukluğunu dile getirdi.
Ancak bu bir teslimiyet değil. YZ'nin pratik ve yenilikçi yönlerini de inkar etmeyen Varon'un "müziği bıraktım" söylemi, aslında müziğin onu bırakmadığı gerçeğiyle çelişiyor. Duvardaki her birinde ayrı bir bestenin ruhu yatan gitarlarını zaman zaman eline alıyor, ilerleyen yaşına rağmen o karakteristik, yaşanmışlık kokan sesiyle şarkılar mırıldanmaya devam ediyor.
Sürreal Tuvallerde Ada Hayatı
Müzikteki o tarifsiz boşluğu şimdilerde resim sanatıyla dolduruyor. Büyükada'daki evinde yaptığı sürrealist çalışmalar, sadece bir hobi değil; notalara dökemediği hislerin tuvale yansıması. Çizimlerinde yaşamın karmaşası ve adanın izole, huzurlu ama bir o kadar da nostaljik esintileri var.
Bir Dönem, Bir Ukde: Tanju Okan ve Nilüfer
Sohbet Odeon Plak yıllarına, Paris günlerine ve Varon'un müzik tarihimize kazandırdığı isimlere geldiğinde masadaki hikayeler de derinleşti.
Tanju Okan ve Gerçekleşmeyen O Dilek: Nino Varon, Tanju Okan'ı efsaneleştiren 'Hasret' (Le Meteque) şarkısının Türkçe sözlerini yazan ve onu o melankolik zirveye taşıyan isimdi. Aralarındaki bu derin bağa rağmen, Varon'un içinde kalan en büyük ukdelerden biri sohbet sırasında gün yüzüne çıktı: "Bir Kadın Bu Kadar Çok Özlenmez Ki" adlı eserin, Tanju Okan'ın o eşsiz, isyankar bariton sesiyle hayat bulmasını çok istemişti. Ancak zaman ve kader, bu dileğin gerçekleşmesine müsaade etmedi.
Nilüfer ve Vokal Prosesörü: 1970'lerin başında "Kalbim Bir Pusula" ile Nilüfer'i Türkiye'ye tanıtan Varon'un, sanatçıyla olan anıları hala çok taze. İkili arasında yıllar sonra geçen bir "vokal prosesörü" diyaloğu ve Nilüfer'in usta prodüktöre verdiği o kendine has, hazırcevap yanıt, ziyarette gülümseten anlar arasındaydı.
Türkiye'nin Sound'unu Değiştiren Hamle: Fender Mümessilliği
Nino Varon'un vizyonu sadece şarkı yazmak veya yetenek keşfetmekle sınırlı değildi. Ziyarette konuşulan en önemli konulardan biri de, onun Türkiye'ye Fender gitarlarının mümessilliğini getirmesiydi. Anadolu Rock ve Türk Pop müziğinin o dönem dünyayla aynı sound'u yakalayabilmesi, müzisyenlerin bu kaliteli enstrümanlara ulaşabilmesi Varon'un bu vizyoner ticari-sanatsal hamlesi sayesinde mümkün olmuştu.
Kırmızı Gitar ve Yeni Bir Başlangıç
İlk aşkların, vazgeçişlerin ve bir ömrü müziğe adamanın konuşulduğu bu tarihi günün finalinde ise manevi değeri paha biçilemez bir an yaşandı. Nino Varon'un şahsi koleksiyonunda yer alan, kıymet verdiği yılların izini taşıyan o meşhur kırmızı gitar, Perdesiz Band üyelerine devredildi.
Yıllarca Türkiye'nin en büyük yıldızlarına yön veren bir ustanın elinden çıkan bu gitar, şimdi yeni nesil bağımsız müzik projelerinde, yeni bestelerde tınlamak üzere Adalar'dan yeni yolculuğuna doğru yola çıktı.