📰 Röportaj
Bazı insanlar sanat yapar, bazılarıysa sanata kendi izini bırakır.
Bugün, alışılmışın dışında bir dünyaya; kendi çizgisini, kendi dilini ve kendi hikâyesini yaratan bir sanatçıya konuk oluyoruz.
Han-Art’ın ardındaki isim Hakan’la; sanatını, ilhamını, dünyaya bakışını ve onu farklı kılan o kendine özgü yolculuğunu konuşacağız.
Hakan, hoş geldin. Seni burada ağırlamak bizim için çok güzel.
HAKAN: Güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Hoş buldum.
ELİF: İşlerinde iskeletler, ölüm, karanlık imgeler kadar müzik, edebiyat ve hatta mizah da iç içe geçiyor. Hakan’ın dünyasında bu karanlık taraf nereden besleniyor?
HAKAN: Ben çok ekstrem bir şey çizdiğimi düşünmüyorum aslında. Sadece kendimce güzel kompozisyonlar oluşturduğumu düşünüyorum. Hani çizim konusunda çok yetenekli insanlar var ve benim çizim üzerinde bir eğitimim yok zaten. Sadece güzel kompozisyonlar oluşturabildiğime inanıyorum. Özellikle beni en çok besleyen şey şarkı sözleri ve bazen kitaplardaki bazı alıntılar olabiliyor. Hani kitap okurken bir cümleyi okursun ve böyle bir on saniye kalırsın ya o cümleyi bir anlarsın. Sonra bir iç beyninde yerleştirmeye çalışırsın. Öyle çarpan cümleler mesela kafamda bazen bir görüntü oluşturur. Mesela buna örnek verebilecek olursam bir kere Charles Bukowski’nın bir kitabını okurken şöyle bir cümle görmüştüm:
“İnsanın sahip olduğu her şey bir bavula sığmalı. Ruhumuz ancak böyle özgür olabilir.” diye. Mesela bu cümle beni o an çok çarpmıştı ve bir çizime dökmüştüm. Bazen bu etkiyi bir şarkı sözü yapabiliyor. Bazen bir edebiyatçının bir sözü yapabiliyor. Yani bu sözler ve bu sözlerin kafamda yarattığı bir senaryo üzerinden çizmeye çalışıyorum. Bunlar beni çok besliyor. Yani çizimlerimin, çizdiğim şeylerin yüzde sekseni belki de bunlardan besleniyor.
ELİF: Çalışmalarında Amy Winehouse, Kurt Cobain gibi müzisyenlerin yanı sıra edebiyat dünyasından isimlere ve farklı hikâyelere de rastlıyoruz. Bir kişiyi ya da hikâyeyi çizmek istediğinde seni ilk yakalayan şey ne oluyor: kişinin kendisi mi, hikâyesi mi, yoksa sende bıraktığı duygu mu?
HAKAN: Öncelikle benim bir kişi ilgimi çektiyse o kişinin bir kitabı olabilir, bir şarkısı olabilir. O kişiyi çok derinlemesine araştırma isteği duyuyorum. Biraz meraklı bir yapım vardır. Mesela dediğim gibi Amy Winehouse’u çok sevdiysem ki seviyordum. Zaten farklı bir hayatı olan bir insan. Araştırdığımda derinlere indiğimde çok farklı şeyler bulabildiğim bir insan. Ya fazlasıyla derinlere iniyorum. Bu derinlere indiğimde zaten standart bir yaşam süren, standart düşünen insanlar değil bunlar. Bu insanların derinine indiğinde de bazen kendinle özdeşleştirdiğin yerler olabiliyor. Sende iz bırakan bir şeyler olabiliyor. Böyle ince ayrıntılar hoşuma gidiyor. Hatta Amy ile alakalı kitap da okudum. Kurt Cobain ve Jim Morrison ile alakalı da kitap okudum. Bunları araştırmak bana çok zevk veriyor. Amy aynı zamanda çok güzel bir şarkı sözü yazarıdır. Ya bir insan bu şarkı sözlerini kağıdı kalemi eline alıp bir şarkı yazayım diyip yazamaz yani. Bir şeyin üstüne yazılabilir bu şarkı sözleri. O sebepleri onların hayatlarını araştırırken daha iyi görebiliyorum. Kısmen de tabii belli noktalarda hayatımızın bazı dönemleriyle de özdeşleştirebiliyoruz bunları.
ELİF: Bazı çalışmalarında fotoğraf, çizim, yazı, renk ve sembollerin aynı işin içinde buluştuğunu görüyoruz. Bir çalışmaya başladığında kafandaki fikir baştan sona belli mi oluyor, yoksa çizdikçe hikâye kendiliğinden mi şekilleniyor?
HAKAN: Aslında hikâye kendiliğinden şekilleniyor. Nereden baksanız bir yüzde ellisi neredeyse kafamda canlanmış olsa da çizim sürecinde biraz daha farklı yönlere de kayabiliyor. Mesela bunun en güzel örneği ben çizime ilk başladığımda şöyle bir şey yaşamıştım. Bir kolaj atölyesine katıldım. Dergiden kestiğim bir karakter vardı. Onu kağıda yapıştırdım. Onun üzerine devam etmek istiyordum. Ama sadece belden yukarısı olan bir karakterdi bu. Belden aşağısını da koymak istedim. Tamamlamak istedim ama elimde ona uygun bir materyalim yoktu. Ben de kalemi alıp kendim çizdim. Çizerek tamamladım. Yarı kolaj yarı çizim gibi bir şey oldu ama çok hoşuma gitti. Daha sonra biraz bundan beslenmeye başladım. Çizimlerimi kolaj için bulduğum bir malzemenin gerisini çizerek tamamlamaya ve bu şekilde devam etmeye başladım. Bu şekilde oluşturduğum eserler epey beğeni aldı ve kendi imzama dönüştü. Dediğim gibi farklı farklı şeyleri bir arada kullanmayı seviyorum. O an içimden nasıl geldiyse tamamen onu resmediyorum. Sonuçta bir amaca da hizmet etmiyorum açıkçası. Tamamen kendi ruhumu doyurmak amaçlı yaptığım bir iş bu. O an için kafamda nasıl canlandırdıysam o şekilde devam ediyorum. Başladığında yüzde ellisi, altmışı belki kafamda canlanmış oluyor ama bazen bir yer boş kalmış oluyor. Orayı başka bir şekilde tamamlamış oluyorum.
ELİF: Senin çalışmalarında “güzel” olanı çizmekten çok, izleyicide bir duygu ya da düşünce bırakma isteği hissediliyor. Bir işi tamamladığında senin için önemli olan onun estetik olarak güzel görünmesi mi, yoksa izleyene bir şey düşündürmesi mi?
HAKAN: Kesinlikle bir şey düşündürmesi. Onu gören kişide bir his uyandırması. Hani az önce dediğim gibi bir kitaptaki bir cümleyi okuduğunda, insanın böyle bir kaldığı an olur ya, o şekilde bir kalma anı yaratıyor olması benim için tabii ki de en önemlisi.
ELİF: Benim 27 Club serimde hayatını 27 yaşında kaybeden sanatçıların hikâyelerini anlatıyorum ve her bölümün sonunda senin o sanatçı için yaptığın çizimi kullanıyorum. Bu sanatçıları çizerken onların hayatlarını, müziklerini ve ölüm hikâyelerini de düşünüyorsun. Sence bir sanatçının hikâyesini bilmek, onun portresini çizerken çizgiye ve anlatıma nasıl yansıyor?
HAKAN: Ben aslında şu şekilde anlatabilirim. Bana en çok sorulan şeylerden bir tanesi neden hep kuru kafa kullanıyorsun sorusu. Ben hep şunu yapmak istedim aslında. Kendimce bir figür belirleyip bu figür üzerinden duygu, düşünce ya da bir his uyandırmak. Bunun için de kuru kafayı seçtim. Sebebi de kuru kafanın bende bence çok güzel bir tezatlık barındırıyor olması. Bir yandan ölümü çağrıştıran karanlık bir figür, evet. Ama diğer yandan da gülen bir figür. Bu zıtlık bence çok güzel bir şey. Tıpkı hayat gibi. Hayat da aynı şekilde. Belli anlarda inişler, belli anlarda çıkışlar barındıran. Ama hiçbir zaman iki noktanın da pik noktasında çok uzun kalınmadığı bir süreç. Hep o aralarda gidip geldiğin, bazen evet kötü şeyler yaşadım. Bazen de çok mutlu oldum. Ama çoğunlukla da aralarda gezindiğim bir süreçtir hayat. Aslında kuru kafa kullanmamın en büyük sebebi de bu bence. Ben karamsar bir şeyler çizdiğimi düşünmüyorum. İyimser ve karamsar figürleri bir arada kullanarak hayatın içinden bir şeyler anlatmaya çalışıyorum.
Bonus 💥
ELİF: “Hakan’ın çizgilerini hiç görmemiş birine, HaN-Art’ı tek bir cümleyle nasıl anlatırdın?”
HAKAN: Hayatın kendisi.
ELİF: Sanatın en güzel tarafı belki de tam olarak bu… Herkes aynı dünyaya bakıyor ama herkes aynı şeyi görmüyor. Hakan’ın dünyasında da gördüğümüz şey tam olarak bu: kendi izini bırakma cesareti. Bu güzel sohbet ve bize açtığın sanat dünyan için çok teşekkür ederiz Hakan.
HAKAN: Ben teşekkür ederim çok keyifli bir sohbetti.
Bir başka hikâyede, başka bir sanatçının dünyasında yeniden buluşmak üzere.